Antalya Hekim Meclisi

Antalya Hekim Meclisi


Röportaj 27.11.2004 tarihinde BirGün gazetesinde yayımlanmıştır.

Ekim ayı içerisinde temsilci seçimlerini tamamlayan Antalya Tabip Odası, Hekim Meclisi bugün toplanıyor.

Neden böyle bir yapılanmaya gidildi? Hekim Meclisi'nden beklentiler neler? Türkiye Sağlık Sektörünün sorunları nelerdir? Antalya Tabip Odası'nın gündeminde neler var? Bu ve benzeri soruları Antalya Tabip Odası Başkanı Dr. Naci İşoğlu, Genel Sekreter Dr. Metehan Akbulut ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Cumhur İzgi ile konuştuk.

Hekim Meclisi yasal bir organ mı? Bütün tabip odalarında var mı?

Dr. Cumhur İzgi: TTB 6023 sayılı yasayla kurulan kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü.Yasamızda hekim meclisi tanımlanmamasına rağmen yasanın ilgili maddelerine dayanarak kurulan resmi yapılanma. Bildiğim kadarıyla Ankara, İstanbul, İzmir tabip odalarında hekim meclisi faaliyeti sürdürülüyor.

Hekim Meclisi kimlerden oluşuyor? Hangi aralıklarla toplanacak? Alınan kararlar ne ölçüde bağlayıcı olacak?

Dr. Cumhur İzgi: Yönetim kurulumuzun organizasyonuyla, ilçeler yaptığı toplantı ve seçimler sonucu temsilcilerini belirlediler. Yine şehir merkezindeki sağlık ocakları, kurum tabiplikleri, AÇSAP Merkezleri, Verem Savaş Dispanserleri, 112 Acil Yardım, Tıp Fakültesi, SSK,Devlet Hastaneleri, mesleğini serbest icra eden hekimler ayrı ayrı temsilcilerini seçtiler. Yönetim, onur, denetleme kurullarımız, merkez delegasyonumuz ve tabip odası başkanlığı yapmış hekimler meclisimizin doğal üyeleri. Kısaca Antalya'da 2230 hekimi temsilen 165 hekimle toplanıyoruz. Belirtmekte yarar görüyorum, meclis toplantısı bütün hekimlerin katılımına da açık. Ayrıca İl Sağlık Müdürü, Tıp Fakültesi, SSK, Devlet Hastanesi başhekimleri, SES Antalya Şube Başkanı, Diş Hekimleri Odası, Eczacılar Odası Başkanları da davetli.

Hekim Meclisi olağan olarak iki ayda bir toplanacak. Toplantı öncesi her temsilci kendisini seçenlerle toplantı yaparak onların sorunlarını, görüşlerini, önerilerini getirecek. Hekim meclisinin mevcut yönetim kurulu üyeleri dışından oluşan ayrı bir divanı olacak. Kararlar bir tartışma ve ikna yöntemi ile alınacak. Mümkün olduğu kadar oylama yapmadan daha doğrusu gerek duymadan kararlarımızı almaya çalışacağız. Yönetim kurulumuzun istemediği bir karar alınsa bile kararın uygulanmasına mutlaka katılacağız. Bizce bizim kararlarımız, demokratik olarak örgütlenmiş ve demokratik kurallar içerisinde karar almış meclisimizin kararının önüne geçemez, geçmemelidir.

Neden böyle bir yapılanmaya ihtiyaç duyuldu?

Dr. Metehan Akbulut: Birincisi, genel sorunlarımız yanında, birimlerimizde, çalışma alanlarımızda, farklı sorunlar da yaşıyoruz. Ayrı ayrı yaşadığımız bu sorunları, hepimizin ortak sorunu yapmak istiyoruz. İkincisi, bizce yönetim gibi kurullarda görev alanların ya da bu işin yürütücülerinin asıl yapması gereken, hekimlerin kendi sorunlarına sahip çıkmasına, çözüm üretebilmesine zemin hazırlamak ve yapılacak işlerin koordinasyonunu sağlamak olmalıdır. Sorunların çözümü dürüst yetenekli ısrarcı mücadeleci kişilerin çabasıyla değil, büyük ölçüde kollektif bir çalışmayla gerçekleşebilir. Bazıları buna katılım diyor. Oysa biz katılımı da içeren ve onu aşan ileri bir adım geliştirmeye çalışıyoruz. Katılan değil birlikte yapan bir tarz. Üçüncüsü, bu faaliyetler bilgi edinme, katılım, denetim fonksiyonlarımızı ve alışkanlıklarımızı geliştirecek. Daha fazla üreten, eleştiren, değiştiren, hesap soran, hesap veren, inisiyatifli, eylemli olacağız.

Dördüncüsü ve belki de en önemlisi, nasıl bir yaşam isteğimizle de ilgili. Başka bir sağlık ortamı, başka bir yaşam, başka bir Türkiye mümkün diyorsak, buna uygun adımları da bugünden atmak zorundayız. Sorunların çözümünü somutlayamadığımız bir başka yere, zamana havale etmek yerine başka bir yaşamın nüvelerini bugünden yaratmalıyız/yaşamalıyız. Bu çalışmayı bir anlamıyla böyle de değerlendirmek gerekir.

Hekimler olarak, ortak hareket edememekten söz ettiniz. Hekim Meclisi gibi yapılanmalarla birlikteliği sağlayabilecek misiniz?

Dr. Metehan Akbulut: Hekimlerin çok farklı alanlarda çalışması, birbirlerinden çok farklı sorunlar yaşaması, homojen bir topluluk olmaması, ortaklaşmamız önündeki engellerden sadece bir kaçı. Ancak birlikteliğin sağlanamamasının bir nedeni de, demokrasi, örgütsel işleyiş, yönetici kavramlarından ne anladığımız, çalışma ve mücadele anlayışımızla ilgili. Her aşama da katılım sorunu yaşadığımız ve bundan da herkesin yakındığı bir gerçekliğimiz. Hekimlerin, en çok söylediği, "Tabip Odası benim/hekimler için ne yaptı?" söylemidir. İşleri çok sınırlı sayıda kişi ile gerçekleştirmeye çalışan yürütücülerde, "Biz elimizden geleni yapıyoruz. Yine de katılım olmuyor" söylemi içinde. Elbette bir çok neden olmasına rağmen, katılımın sağlanamaması büyük ölçüde demokratik katılım mekanizmalarının yaşama geçirilip geçirilmemesiyle de ilgili bir durum. Biraz önce de söylediğim gibi biz bunu çok önemsiyoruz. Örneğin her ay ilk yönetim kurulu toplantımızı, bütün hekimlerin katılımına açık yapıyoruz. Katılan her hekimin eşit sayıldığı bu toplantılarda geçmiş bir ay değerlendiriliyor. Diğer ayın olası gündemleri tartışılarak bir program çıkarılıyor.Burada alınan kararları bağlayıcı kabul edip hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Hekim Meclisi var olan sorunları çözebilecek mi?

Dr. Metehan Akbulut: Israrla belirtiyorum, beğenmediğimiz bu yaşama alternatifimizi bugünden başlayarak ortaya koymalıyız. Başka bir yaşam isteyen bizler, yarının yaşamını bugünden kurma ya da en azından onun temellerini atma niyeti ve çabası içindeyiz.

Sağlık sektörünün şu andaki konumu ve temel sorunları nelerdir?

Dr.Naci İşoğlu: Şu anda deyince yanıt iyice zorlaşıyor. Belki de tek kelimelik tanımlamalar bir şeyler ifade edebilir. Kaos, karmaşa, çarpıklaşma, kötü, bataklık, bağımlılık, belirsizlik, eşitsizlik diyebiliriz. Mevcut hükümet ve önceki hükümetlerin kendi yarattıkları olumsuz koşullar halkın hiç de yararına olmayacak politikalarda gerekçe olarak kullanılmaktadır. Bu dönemde de devletin uygulamalarının yarattığı bütün sorunlar hekim ve sağlık çalışanlarının üzerine yıkılmış durumdadır.

Söylenildiği gibi sağlıkta dönüşüm programı içerisinde yer alan Aile Hekimliği bu sorunları ortadan kaldıracak mı?

Dr. Naci İşoğlu: Meslek hayatım boyunca hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve toplumun kafasının ciddi bir şekilde bulandırıldığı konulardan birisi budur. Kulağa çok hoş geliyor. Önce "aile doktoru" diye başladılar sonra aile hekimliği pilot bölge uygulaması ile devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu hükümetin aile hekimliğine özet tanımlama olarak, tedavi edici hekimlik uygulaması ağır basan, prime dayalı, genel sağlık sigortası ile bütünleşen özel hekimlik uygulaması diyebiliriz. En özeti ise "paran kadar sağlık" anlayışının ilk basamağıdır. Toplumda, arabaların KASKO'sunun yapılmasını sanıyorum bir çok insan bilir. Buna da en kaba tabiriyle insan KASKO'su diyebiliriz.

Önce bize temel yaşam paketi adı altında bir poliçe yutturacaklar bu da bizim ancak aile hekimliği hizmetlerinden faydalanmamızı sağlayabilecek. Daha ileri tedavi gerektiren durumlarda ya ek prim ödemiş olacaksınız yada paket dışında ki hizmetin karşılığını cebinizden ödeyeceksiniz. İfade edildiği gibi ailenizin hekimi olması için bütün aile fertlerinin ayrı ayrı prim ödeyip aynı hekime kaydolması gerekecektir. Bunu zorunlu hale getirdiğinizde de her fırsatta söylenen hekim seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmış olacaksınız.

SSK'ların Sağlık Bakanlığı'na devrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Naci İşoğlu: Bu konuda da başta Başbakan veSağlık Bakanı toplumu yanlış bilgilendiriyor. Sıkça gündeme getirilen Anayasada da var olan sağlık hizmetlerinin tek elden planlanıp yürütülmesi bizlerin de sıkça ifade ettiğimiz bir konudur. Kamuoyunda sivil toplum örgütleri buna karşıymış gibi izlenim verilerek taraftar bulunmaya çalışılıyor. Oysa bilinmelidir ki karşı çıkılan, SSK'nın devrinden sonra gündeme getirilecek olan Genel Sağlık Sigortası ve Kamu Personeli Rejimi, Yerel Yönetimler Yasası ile sağlığın, özelleştirme yetkisiyle yerel yönetimlere devredileceğidir. "SSK'nın açığını kapatacağız" , "SSK kara delik" gibi söylemler aldatmacadır. Hükümetin bugünkü tutumu "hastaneler, sağlık ocakları ve hizmet alan insanlar olmasa sağlığı ne güzel yönetiriz" yaklaşımıdır.