Antiemperyalist mücadeleyi yükseltmeliyiz

Antiemperyalist mücadeleyi yükseltmeliyiz


Antalya Gençlik Muhalefeti tarafından çıkarılan aylık gençlik bülteni Dipten Gelen’in 11. sayısında yayınlanmıştır.

Metehan Akbulut'un Antalya Gençlik Muhalefeti tarafından çıkarılan aylık gençlik bülteni Dipten Gelen’in 11. sayısında yayımlanan yazısı.


Antiemperyalist mücadeleyi yükseltmeliyiz

Gecenin en uzun, günün en kısa, karanlığın en koyu, aydınlığın en az olduğu anda, 21 Aralık 2011 çarşamba günü, öğretim üyeleri, taşeron işçiler, sağlık memurları, asistan hekimler, hemşireler, aile hekimleri, teknisyenler, uzman hekimler, ebeler, tıp öğrencileri, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak bir günlük uyarı grevine çıktık. Haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkan bu ülkenin namuslu, onurlu, cesur ve inatçı emekçileri olarak Türkiye’nin dört bir yanında sadece kendimiz için değil, insanca yaşamı hak eden bu ülkenin tüm insanları için grev yaptık, yürüyüşler düzenledik. Oldukça katılımlı ve coşkulu geçen 21 Aralık eylemlilikleri umutlarımızı artırdı. 21 Aralık eylemliliklerini ve kurduğumuz “Sağlık Meclisleri”ni önümüzdeki dönemde daha da yükselteceğimiz mücadelede için gerekli olan ortak örgütlenme anlayışının bir biçimi olarak görüyoruz.

Hem sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yönelik hem de bu alana karşı gerçekleştirilmek istenen ticarileşme ve piyasalaştırma dönüşümüne karşı uzunca bir süredir yürüttüğümüz mücadele, 21 Aralık uyarı grevi ile yeni bir evreye girmiş bulunuyor. Sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesinin doğrudan sonuçlarını acı bir şekilde yaşamaya başlayacak geniş toplum kesimlerinin de tepkilerinin yükselmeye başlayacağı ve bizlerin talepleri ile birleşeceği bir döneme giriyoruz. Yıllardır kararlılıkla yürüttüğümüz mücadelenin artık çok önemli ve kritik bir evresindeyiz.

SES, TTB ve diğer sağlık meslek örgütleri ve sendikaların, ‘‘Sağlıkta Dönüşüm Programı”na karşı bugüne kadar yürüttükleri uzun soluklu mücadele, bir ölçüde direnç oluşturdu. Ancak farklı alanlardaki mücadelelerle bu alandaki mücadelenin siyasal bağının kurularak ortaklaştırılamamasının, özce bu mücadelenin siyasallaştırılamamasının, kendi alanıyla sınırlı kalmasına neden olduğunu ve ileriye taşınamadığını da kabul etmemiz gerekiyor.

***

Reel sosyalist sistemlerin yıkılması ve sınıf savaşlarının ivmesinin düşmesiyle birlikte kendisini alternatifsiz ilan eden emperyalizm, oluşturduğu yeni politikalar ile sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda devleti yeniden yapılandırıyor. Devlet, bu dönem sermayenin her alana yayılmasının önündeki engelleri kaldırmak ve kendi üstlendiği kamusal hizmetleri sermayeye devretmek rolünü üstleniyor. Neo-liberal politikalar asıl olarak özelleştirme-ticarileştirme ve yoğun emek sömürüsü üzerine oturuyor. Buna bağlı olarak da uzun süreli ve esnek çalışma yöntemleri uygulanmakta, tüm kamusal hizmetler paralı hale getirilmekte, kamu işletmeleri özelleştirilmektedir. Bu politikaların en önemli uygulama alanlarından birisi de sağlık ve sosyal güvenlik alanı. Dünya ölçeğinde bu alanda dönen paranın yılda 3.800 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, bu alanın sermaye için ne denli önemli olduğu da açıkça görülecektir.

“Kamunun Yeniden Yapılandırılması” çerçevesinde sağlık alanında da özellikle son otuz yıldır tüm dünyada önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Ekonomik ve toplumsal gelişme düzeyleri açısından birbirinden ciddi farklılıklar gösteren Asya’dan Avrupa’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar birçok ülkede sağlık politikaları benzer programlar ekseninde yürütülüyor.

Bu politik program mali oligarşi, ilaç ve tıbbi teknoloji tekellerinin programıdır. Amaçları kamusal sağlık yapılanmasını yağmalayarak sağlık hizmetleri alanını ele geçirmektir. Bu politikanın sağlık alanındaki tahribatı ise sadece sağlığın ticari faaliyete indirgenmesi, hastanın müşteri olarak addedilmesi ile de sınırlı değildir.

***

Türkiye’de de son otuz yıldır iktidara gelen tüm partiler emperyalist politikalar doğrultusunda devletin yeniden yapılandırılmasında üzerlerine düşen görevleri yerine getirdiler. AKP iktidarıda diğerleri gibi dokuz yıldır neo-liberal dönüşüm programının kararlı bir uygulayıcısı oldu. AKP eliyle daha hızlı uygulamaya sokulan Sağlıkta Dönüşüm Programı, 1980’lerden beri devam eden politikalarla bir bütünlük taşımakta ve o politikaların devamı niteliğindedir.

AKP iktidara geldiği günden bu yana başta IMF, DB, DTÖ, AB olmak üzere daha bir çok kapitalist kurumun da biçtiği görev üzerine istikrarlı bir biçimde sağlık sistemini tümüyle dönüştürmek için çalışmış ve büyük oranda başarmıştır. Bir kez daha vurgulayacak olursak ülkemizde sağlık alanında yapılan düzenlemeler son otuz yıldır tüm dünyadaki neo-liberal programın gereği olarak gündeme gelmiş, temelde bu alanın sermayeye açılarak piyasaya dahil edilmesini içermiştir. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” da sosyal devletin tasfiyesi ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi programıdır. En temel insan hakkı olan sağlık, bu yolla bir yurttaşlık hizmeti olmaktan çıkartılarak, kamusal niteliği ortadan kaldırılarak, doğrudan işletme-müşteri ilişkisi çerçevesinde düzenlenmektedir.

Kökleri 1980’lere dayanan ve son sekiz yıldır AKP eliyle yürütülen “Sağlıkta Dönüşüm Programı” halkın sağlıklı yaşam hakkını bir “hak” olmaktan çıkarttı. Toplumun en temel ihtiyacı olan ve bütün insanların koşulsuz ve eşit olarak yararlanması gereken sağlık ve sosyal güvenlik hizmetleri, AKP eliyle ticari bir meta haline getirildi. Çalışanlar ise köleleştiriliyor.

***

Bugün ülkemizde neo-liberal dönüşüm programının bir parçası olarak sağlık alanında uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”na karşı mücadelenin başarılı olabilmesi, ancak bütünlüklü bir program çerçevesinde yürütülmesi ile mümkündür. Sağlık sisteminde yapılmaya çalışılan değişiklerin devletin sermayenin ihtiyacı doğrultusunda yeniden yapılanması sürecinin bir parçası olduğu ve AKP ile sınırlı bir uygulama olmadığını bir an bile aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bu süreci tersine çevirebilmek ancak sağlık hizmetini sunanlarla sağlık hizmetini alanların mücadelede yan yana gelmesi ve birleşik bir mücadele yürütmesi ile mümkündür. Mücadelenin başarıya ulaşması için; asistan hekimlerin mücadelesini taşeron işçilerin mücadelesi ile, öğretim üyelerinin mücadelesini aile hekimlerinin mücadelesi ile, hemşirelerin mücadelesini tıp öğrencilerinin mücadelesi ile, HES‘lere karşı mücadele verenlerin sesini, Bergama köylüsünün sesi ile, onların sesini Akkuyu‘da direnenlerin sesi ile, onların sesini kadınların, gençlerin, işsizlerin, güvencesizlerin, ezilenlerin sesi ile, onların sesini parasız sağlık, parasız eğitim diyenlerin sesi ile, ama tüm bu SESlerin hepsini de “İnsanca Yaşam İnsanca Düzen” mücadelesi yürütenlerin SESi ile birleştirmek zorundayız.

Sağlık ve sosyal hizmet alanında yürüttüğümüz mücadeleyi, emperyalist politikalar ve bu politikaların güdümündeki yerli güç odakları-oligarşi- ile hükümetler arasındaki işbirliğini ortaya seren antiemperyalist bir politik hat ile mutlaka ilişkilendirmemiz gerekiyor. Dünyanın her bir köşesinde ve ülkemizde yaşayan herkesin ihtiyaç anında kolaylıkla ulaşabileceği, nitelikli ve ücretsiz sağlık ve sosyal hizmet talebi aynı zamanda antiemperyalist bir taleptir.

Dr. Metehan Akbulut

SES Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi