Biz Kazanacağız!..-Ali İhsan Görmez

Biz Kazanacağız!..-Ali İhsan Görmez



Kitabı büyük bir dikkat, sabır ve analitik bir bakış açısıyla okumaya çalıştım. Sizlerle konuşup tartışacağımız bölümleri bizim bu "büyük yenilgiden" sonra "Ne yapmalı?" sorularına verebileceğimiz yanıt bu söyleşinin ara satırlarında gizli.

Mehmet Tekin (Kürt Mehmet); "Merkezdeki arkadaşlara, 'Örgütsel olarak daha tanımlı bir yapılanmaya gitmemiz gerekir.' uyarılarında bulunuyor. Sonra Dr. Mete'nin bu durum "örgütsel anlayışınızla çelişkili değil mi?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:

"..... Her şeyden önce ilk başta Mahir'in söylediği gibi, 'Demir gibi bir disipline sahip çelik bir çekirdek...' merkezi bir yapılanma gerekliydi. Böyle bir merkezi yapı oluşturulmadan bölgelere sorumlu gönderilmesi doğru değildi. Böyle bir durum olmadığı( ya da hissetmediğim) için bu tür müdahalelerin örgütsel sürecimizi sıkıntıya soktuğunu anlatmaya çalışıyorum. Merkezden başlayarak örgütsel bir hiyerarşimizin olmaması en önemli sorunlardan bir tanesiydi." Merkezden gönderilen Melih ile örgütsel ve eylemsel anlamda çelişkiler yaşanması büyük olasılıkla kişisel özelliklerin dışında net bir örgütsel tanımlama yapılamamış olmasından kaynaklanıyor. Bu süreçte Malatya'nın böyle görev ve sorumlukları net belirlenmemiş bir ilişkinin ve sürecin doğru olmadığı kanısında Kürt Mehmet.

Sayfa 308'de; "Yaşanan bir uyum sorunu muydu?" sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Kürt Mehmet:

".....Yukarıdan aşağıya ilişkileri kurmak üzere gönderilen arkadaşlarımızın, geldikleri bölgelerdeki arkadaşlarla enine boyuna tartışmak ve ikna etmek yerine, emredici, emir komuta tarzında ele aldıkları oldu.

.....Sabırlı, daha özenli daha zahmetli bir yol izlenmedi, eğer izlense faklı olabilirdi.

Gönderilenlerin yetkinliğe sahip olduklarını da söyleyemeyiz."

Kürt Mehmet aynı soruya yanıt verirken öz eleştiri de yapıyor:

"Bizden kaynaklanan şeyler de sorunların büyümesine neden oldu. Elbette bizim de hatalarımız oldu. O dönem merkezi olarak yapılmak istenenlerle uyumlu, hatta doğru da olsa gönderilenlerin kurmak istedikleri alt üst ilişkilerini kabullenmedik. O güne kadar Malatya'da hiç kimseye şunu yapın bunu yapın dememiştik, böyle söyleme alışık değildik. Aramızda örgütsel hiyerarşi yoktu, doğal bir iş bölümü vardı.

......Her şeyin köyü gittiğini söylemiyorum tabi. Örneğin Melih'in çabalarıyla bölge toplantılarını daha düzenli olarak yapmaya başladık."

Bu süreçte özellikle, Malatya, Dersim (Tunceli), Elazığ, Erzincan Devrimci Yol mücadelesinin en önemsediği bölgelerin başında geliyor. Buralardaki örgütsel ilişkilerin zaafları, yanlışları, sorumluluk yüklenenlerin bireysel becerileri de önemli çünkü. Duruma bu açıdan bakarken DEV-GENÇ ile bir gençlik hareketinden "Devrimci bir Halk Hareketi" yaratmanın sancıları ortaya çıkıyor diye düşünüyoruz.

Yine kitabın 314. sayfasındaki "Toplantı kimin evinde yapıldı, neler konuştunuz?" sorusu; bir anı- röportaj açısında bizce zayıf bir soru olmasına karşın Kürt Mehmet'in yanıtı üzerinde düşünüp değerlendirme yapmaya değer diye düşünürüz.

".....Eğer hedefimiz devrim ise devrimci bir örgütlenmemiz olmalı diye düşünüyorduk. Oysa Ankara'daki toplantılar da dahil, yaptığımız toplantıların çoğunda gençlik örgütlenmesi ve mücadelesi dışına çıkmayan tartışmalar yapıyorduk. Bu toplantılar, 'Şu kadar gencimiz var, şu kadar gençlik komitemiz var,' yaklaşımından çok da öteye gitmeyen bir içerikteydi.

Toplantıda, 'Gençlik örgütlenmesi yetmez, halkı örgütlemeliyiz,' dedim. Hatta çok iyi hatırlıyorum Karadeniz'den Akdeniz'e doğru bir hattın oluşturulmasını, bölgedekiler olarak ilk biz önerdik. Zaten bu toplantıdan sonra Fatsa-Malatya bağlantısının olduğu bir kır gerillası oluşturma çabaları gündeme geldi."

Bizim kanımızca beklenenden hızlı kitleselleşen "Devrim Yol" 12 Eylül arifesinde yoğunlaşan ceberrut devlet saldırılar ve hemen 12 Eylül'den sonra "Merkezi Yapı"nın yakalanmasından sonra bütün direniş çabalarına karşın başarılı olamamıştı...

Şimdi 40 yıldan fazla bir zaman geçmiş iken yapılan değerlendirmeler de "bir suçlu aramak" açmazının doğru olduğunu düşünmüyoruz. Özellikle "DAL" da çok ağır işkencelerden geçmiş bir örgüt yapısından söz etmek olası. "DAL" da ve ülkenin her yanında işkencelere direnenlere "Aşk olsun" deyip saygı duyuyoruz. Geçen yazıda da belirttiğim gibi bu tür çalışmalar bir "nostalji-anı" niteliği dışında tarihe ve tarihimize ışık tutmak açısında son derce önemlidir diye düşünüyorum.

Biz devrimcilerin hem çocuklarımıza ve torunlarımıza hem de ülkemize borcumuz sürüyor, "kesintisiz" sürecek...

Sağlıkla ve umutla kalın...

BİZ KAZANACAĞIZ!..