“CHP’nin Reddi Mirası-Orhan Akbulut Kitabı” Hakkında-Oğuz Erarslan

“CHP’nin Reddi Mirası-Orhan Akbulut Kitabı” Hakkında-Oğuz Erarslan


Tarihsel her olayın bir hikâyesi vardır ama her hikâyenin bir tarihsel arka planı yoktur. CHP, tarihi ve hikâyesi olan bir parti. Bu tarihi ve hikâyeleri de hiç kuşkusuz kahramanlara, kişilere bağlayabiliriz.

“CHP, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde 9 Eylül 1923’te önce “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştur. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935 yılında ise “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır.” diyor CHP internet sitesi…

“Türkiye Cumhuriyetinin ilk lideri ve kurucusu, en büyük kahramanı”nı, aynı zamanda CHP’nin de kurucusu olarak görüyoruz. CHP’nin ilk genel başkanı Birinci Adam, ikinci genel başkanı ise İkinci Adam - “Milli Şef”… CHP tarihi aynı zamanda Cumhuriyeti kuran kadronun da kişisel tarihiyle iç içe girmiş durumda.

CHP asker-sivil bürokratlar tarafından kurulan bir parti ama o koşullara baktığımızda da “elit-şehirli, Beyaz Türk” olarak adlandırılanlar tarafından hem yönetiliyor hem de destekleniyor.

Anadolu’da yer yer kimi ilçeler, kasabalar ve köyler de CHP’li, hatta çok sıkı (fanatik) CHP’li diyeceğimiz bir tavır sergiliyor. Elbette bu tavrı sergileyen de kimi aileler, sülaleler ama onların tutumu yaşadıkları yerleşim yerleriyle bütünleşiyor. Bu yerler; görece daha çok kırsal, yoksul halka, esnafa dayanan ve oralarda taraftar bulan Demokrat Parti’nin şimşeklerini üzerlerine çekmelerine neden oluyor. Demokrat Parti’nin kurduğu Vatan Cephesi buralara yoğun saldırılarda bulunuyor.

Kitabı okuduğunuzda göreceğiniz gibi Sivas-Şarkışla’nın Deliilyas köyü de bunlardan biri... Akbulutlar ya da Hacı Memetler denilen bir sülalenin CHP’li olması oranın da CHP ile özdeş hale gelmesine yol açıyor.

Bütün bu açıklamadan sonra şöyle diyebiliriz: CHP ve Cumhuriyet kentli, bürokratik yapısından sıyrılarak (kısmen) köylülerin hayatlarına dokunup onların da hem Cumhuriyet kurumları hem de parti içinde yükselebilmesine olanak sağlıyor. Bence bu kitap da aslında bu hikâyeyi anlatıyor.

Orhan Akbulut, Deliilyas’tan çıkıp ülkenin başkentinde ve başkentin adının verildiği üniversitede, o dönem için hayli değerli olan bir fakültede, okuyabiliyor; bununla kalmayıp bürokraside yükselirken, oradan da Türkiye Cumhuriyetinin mabedine giriyor ve milletvekili oluyor. Bütün bunlara Ziraat Fakültesi öğrenci liderliği, CHP Gençlik Kolları Başkanlığı, Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanlığı, CHP Parti Meclisi üyeliği ile partinin Yüksek Disiplin Kurulu üyeliğini de eklersek; bir köylü çocuğunun Cumhuriyet ve CHP “sayesinde” rüyasında görse inanamayacağı yerlere geldiğine tanıklık ediyoruz.

Bu ırkçı-dinci sağcılar yalanlarıyla halkı kandırsa da ben CHP’nin iktidarına tanık olmadım. Hep bir koalisyon ilişkisi içinde CHP ve ardılları iktidara gelebildi. Bu koalisyonlarda da tüm ceremeyi onlar çekti, kaymağını sağcılar yedi. Çok büyük sıkıntılar, felaketler de yaşandı onların koalisyonunda, sadece Madımak Katliamı’nı anmak bile yeterli olur diye düşünüyorum.

Demokrat Parti ve ardılları fasılalarla birlikte 1950’den 1980’e kadar; yine onun devamı olduğunu söyleyenler 2002’ye; ne idiği belirsiz olan ama kesinkes sol-sosyal demokrat olmadığı belli olan AKP bile 20 yıldır bu ülkeyi yönetiyor.

CHP’li bir babanın çocuğu olmak ve 1970’li yılların ikinci yarısından sonra Karaoğlanlı CHP’ye sıcak bakmak, konjonktürel nedenlerle oy vermek dışında CHP ile bir yakınlığım olmadı. Hâlâ da yok! Ama CHP’nin gelişmesi ve bütün açmazlarına rağmen iktidar olmasını istememe de bir engel yok! Her koşulda bir sağ iktidardan daha iyidir diye düşünebilirim/iz. Kimi yerel yönetimlerde sağcılardan daha sağcı olsa ve kötü yönetse de bu böyle.

Dr. Mete ile Sivas’tan tanışırız, aynı partide birlikte yürüdük ters de düştük. Her zaman çalışkan olduğunu, sıcak ilişkiler kurduğunu ve iyi insan olduğunu düşünmüşümdür. “Kürt Mehmet - Malatya’da Devrimci Mücadele” ve bu günlerde yayımlanacak “CHP’nin Reddi Mirası – Orhan Akbulut” kitaplarıyla çalışkanlığını gösterdi. İnsan ilişkilerdeki maharet, inanmışlık da yansıdı bu kitaplara. İki kitabı da herkesten önce okuma, gözden geçirme, onlar için önerilerde bulunma olanağım oldu.

İki kitapta da aynı teknikler kullanıldığı için benzerlikler varmış gibi görünse de öyle olmadığını belirtmeliyim. Ancak bu iki kitabın da sıkı araştırmalar ve bol okuma gerektiren çalışmalar olduğunu dile getirmeliyim. Bunların altından da ancak Dr. Mete gibi arkadaşlar kalkabilir.

Bir yıl içinde iki hacimli kitap ortaya koyan Dr. Metehan Akbulut’u kutlarken, bu iki yakın sözlü tarih kitabını okumanızı da hararetle öneririm.

Fotoğraftakiler: Metehan Akbulut, Nesrin Akbulut, Oğuz Erarslan, Orhan Akbulut, Selda Sevtap Akbulut Demirci