Çocukluk yılları

Bunları uzun uzun konuşacağız. Tekrar, Mehmet Tekin’e dönelim. Kaç yılında, nerede doğdunuz?

Resmi olarak, nüfustaki doğumum 1949 olarak görünüyor. Ancak aile büyüklerinin ifadelerine göre doğum tarihim 1947 sonu ya da 1948 başları. Doğum tarihim ile ilgili bir karışıklık var.

Doğum yerim Malatya ili Akçadağ ilçesi Kürecik nahiyesi Şemşik köyüdür. Köyümüzün adı daha sonra Düvencik olarak değiştirildi. Son olarak da Güneşli adını alarak mahalle oldu. Şemşik, bir dağ köyüdür. Arazisi verimli değildir. Köyün en iyi ve sulu arazileri bizim aile-deydi. Babam Vahap Tekin, (Abdulvahap) köyün en varlıklı kişisiydi. Çocukluğumda maddi olarak sıkıntı çekmedim.

Sekiz kardeşiz; dört kız, dört erkek, en küçüğü benim. Köyde ailenin bütün fertleri arasında doğal bir iş bölümü ve herkese uygun bir iş vardı. Çocukluğumda kuzu güderdim. Kuzu çobanlığım ilkokulu bitirene kadar devam etti. İlkokulu köyde bitirdikten sonra Malatya'da ortaokula yazıldım.

Şakayla karışık hep ağa çocuğu olduğunuzu söylersiniz. Gerçekten babanız ağa mıydı?

Doğru, babam Vahap Ağa olarak bilinir. Babamın ağalığı, bildiğimiz feodal anlamda bir ağalık değildi. Köyde yaşayan hemen herkesin küçük de olsa arazisi vardı. Vahap Ağa denmesinin bir nedeni babamın ekonomik durumunun köyümüzdeki diğer ailelere göre daha iyi olmasıydı. Varlıklı olmamız nedeniyle satıcısından, devlet görevlilerine kadar köye gelenler evimizde ağırlanırdı. Evimiz hiç misafirsiz kalmazdı.

Babam, tüm köy halkı ile barışıktı; sevilir, sayılırdı. Babam da köy halkını sayar ve severdi. Haksızlık yapmaz, haksızlıklara karşı dururdu. Hiç köy muhtarı olmadı, ancak kimin muhtar olacağı babama danışılır ve öyle seçilirdi. Kısacası köyün lideri olarak tanımlamak daha doğru olur.

Babanızın sizlere karşı tavrı nasıldı?

Bizlere karşı tatlı sertti diyebilirim. Geleneksel toplumlarda davranış kalıplarının aile dâhil olmak üzere, insan ilişkilerinde gözetilmesi gerekirdi. Örneğin, misafir geldiğinde, babanın ve misafirlerin yanında, belli bir pozisyonda durmak gerekirdi. Babanın yanındaki duruşunuz veya oturuşunuz saygısızlık olarak değerlendirilirdi. Dede, torununa sevgisini gösterir ama oğul babasının yanında çocuğuna sevgisini gösteremezdi. Dolayısı ile bütün aile üyeleri babamla ilişkilerinde geleneksel davranış kalıplarını gözetirlerdi.

Peki ya anneniz?

Annem Ayşe, ev hanımıydı; yumuşak huylu, sevecen bir kadındı. Doğal olarak annemizle ilişkilerimiz çok daha sıcaktı.

Annem, akıcı Türkçe konuşabilen biri değildi. Günlük yaşamda zorunlu kalmadıkça Türkçe konuşmazdı, kendisini Kürtçe ifade ederdi. Annem çok çalışkan ve azimliydi, bizlerin okuma isteğini görünce kendi kendine az da olsa okumayı öğrenmişti.

Kürt köyü olduğunu söylediniz, aşiret ilişkileri var mıydı?

Bölgemizde klasik aşiretler ve aşiretçilik yoktu. Aynı kökten geldiklerine inanırlar, ilişkilerini tanımlarken diğer köyler için “kardeş” tabirini kullanırlardı.

Köyümüz Şemşik, Karıklar (bizim aile), Deli Hasıklar, Deli Alıklar, Karı Uşağı ve Hamıklar sülalelerinden oluş-maktaydı. Birbirleriyle gayet iyi geçinirlerdi. Bazı komşu köylerle arazi sorunları oluyordu. O sorunların çözümü için eğer anlaşma sağlanamazsa mahkemelerde çözülme-ye çalışılıyordu.

Köyünüzün nüfusu, geçim kaynağı?

Çocukluk yıllarımda, köyümüzde yaklaşık 130 hane yaşardı. Şimdi yerleşik hane sayısı beş veya altıya düşmüş durumda. Köyümüzün beş mezrası vardı. Tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağıydı. Eskiden 1500 koyun ve 400 büyükbaş hayvanın olduğunu hatırlıyorum, köyümüzde bugün hayvancılık tamamen bitmiş durumda.

Altmış öğrencisi olan ve benim de öğrenim gördüğüm ilkokulumuz vardı. Okul binası olan az sayıdaki köylerden biriydi. Bugün ise öğrenci olmadığı için ilkokul kapandı.

Komşu köylerimizden Tepkin ve Amuklu köylüleriyle cumhuriyetin ilk yıllarında arazi anlaşmazlıkları nedeniyle kavgalar olurmuş. Bu kavgalarda yirmiye yakın insanın öldüğü anlatılır. Dediğim gibi arazi yüzünden insanların birbirini öldürdüğü bir yerde, şu anda yaşam neredeyse durma noktasında.

Peki dinsel yapısı nasıldı?

Köyümüz, Alevi köyüdür. Biz de Alevi bir aileyiz. Dini ağırlık, baskı yoktu. Babam, cuma akşamları Kuran okurdu. Sonra o da bıraktı Kuran okumayı.

Alevilerde, Sünni gelenekte olduğu gibi dinsel kont-rol mekanizmaları katı değildir. Çok daha toleranslıdır. Benim dinle bir bağım olmadı. Dini eğitimle, örneğin Kuran kursuyla karşılaşacak bir ortam yoktu zaten. Ortaokul yıllarımdan itibaren dine çok mesafeli durdum. Dinin hep gereksiz bir şey olduğunu düşündüm. Kısacası yaşamım boyunca dinin hiçbir etkisi olmadı üzerimde.

O yıllarda genel olarak köyünüzde eğitim düzeyi nasıldı?

1940’lı yılların başlarında kurulan Akçadağ Köy Enstitüsü sonrası okullaşma giderek arttı. Köyümüzde sadece ilkokul vardı. İlkokulu bitirenler eğer eğitimlerine devam edebileceklerse şehre giderlerdi. Sanıyorum 1960 yılına kadar köyümüzde lise mezunu olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Köy Enstitüsü mezunu birkaç kişi vardı. 1960‘dan sonra okumaya ve okutmaya daha çok önem verilmeye başlandı.

Sekiz kardeşten kimler ilkokuldan sonra öğrenimlerine devam etti?

Ağabeyim Niyazi Tekin ve benim dışımda, diğer altı kardeşim sadece ilkokulu bitirdiler. Hatta o yıllarda ilkokul beş yıl bile değildi. Kız kardeşlerimin okula üç yıl gittiğini hatırlıyorum. Köyümüzdeki ilkokulda beşinci sınıfa kadar öğretim yoktu. Büyük ağabeyim, dört ve beşinci sınıfı başka bir köye giderek okumuştu. Bizim dönemimizde dört ve beşinci sınıflar da vardı.

Aileden ilk olarak ağabeyim Niyazi Tekin, ilkokuldan sonra ortaöğrenim için Malatya’ya gitti. 1961 yılında, ben de köyde ilkokulu bitirip ortaöğrenim için Malatya’ya gittim.

Babam bizlerin okuyabilmesi için Malatya’ya ev yaptırdı. Yani hem köyde hem de Malatya’da evimiz vardı. Annem de artık çoğu zaman Malatya’da bizimle kalmaya başlamıştı.

Babam, Malatya’ya geldiğinde zaman zaman buraya yerleşelim derdi. 1965 yılında Hanımın Çiftliği adında bir çiftlik satın alıp yerleştik. Köydeki ev ve arazilerimiz duruyordu. Babam o günlerde, köydeki arazilerimizi satmayı düşünmüyordu. Ta ki 1972 yılına kadar…

Gelirinin ihtiyacı olan Malatyalı arkadaşlarımıza ve ailelerine aktarılacağı kitaptan edinmek için lütfen iletişime geçiniz:

Kitap istekleriniz için: Metehan Akbulut, GSM: 0535.7777 337, E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

Anne Ayşe Tekin (sol taraftaki), Ayşe Tekin (yenge)

Arka sıra: Selma Tekin, Hüseyin Tekin, Cemal Tekin,Sakine Tekin,

Ön sıra: Kemal Tekin, Abdulvahap Tekin, Ayşe Tekin, Elif Tekin, 

Abdulvahap Tekin, Zarife Karaoğlan

 

 

  • İzlenme: 1888