Son Söz Yerine ve Teşekkür

Son Söz Yerine ve Teşekkür


Kolektif Bir Çalışma ve Teşekkür
Bu kitap da diğer kitap (Kürt Mehmet) gibi kolektif bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Çok insanın katkısı, emeği var. Verdikleri bilgi ve belgelerle, yaptıkları düzeltme ve önerilerle ciddi katkılar sundular. Onca insanın adını sayamıyorum, ancak anmadan geçemeyeceklerim var. Her birinin çalışmada az ya da çok katkısı oldu. Ahmet Özbek, Batur Karasu, Beyhan Akbulut, Burhan Akbulut, Erdoğan Kiriş, Erol Tuncer, Feyza Mehtap Akbulut, Haluk Başçıl, Hasan Turhan Erdemli, İbrahim Fazıl Demirci, Kâmil Tekin, Mehmet Ali Yılmaz, Meral Bilgili Kiriş, Mutlu Arslan, Osman Çelik, Özden Güngör, Raşit Araz, Sefa Seyitoğlu, Selda Sevtap Akbulut Demirci, Yılmaz Eren… Hepsine müteşekkirim.

Onlar olmasa bu kitap olmazdı diyeceklerim; Faruk Demirel, Nesrin Akbulut, Oğuz Erarslan ve hayat arkadaşım Ayşen Öz Akbulut’a ise tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Son Söz Yerine
Yaşamın bir akışı var. Yaşananlar, zaman ve mekândan da bağımsız değil. Mekân, zaman bütünselliği içinde yaşam sürüyor. Mekân derken sadece coğrafi bir alanı kastetmiyorum. Coğrafi alanla birlikte içindeki insanları, toplumu ve devleti de kendi macerası ile birlikte ele almak gerekiyor. Dolayısıyla mekân ile birlikte organik bağlantı içerisinde zamanın akışına uygun bir pratik zaten üretilmekte. Bu anlamıyla mekân, aynı zamanda tarihsel bir mücadele ve pratik demek…

Bir tarih kitabı yazmadığımızı vurgulamak isterim. Bugünden yola çıkarak, günümüz ile gelecek bağlantısı içinde tarihsel yolculuk yaptık. Ülkemizdeki bu yolculukta dönemeçlerden birisi; İkinci Dünya Savaşı’yla beraber, genç cumhuriyetin ABD’nin kanatları altına sokulmasıdır. Türkiye bu süreç içerisinde olabildiğince bağımsız bir ekonomik yapıdan uzaklaşarak bağımlı montaj sanayiye ve buna uygun olarak da sosyal - kültürel dönüşümden geçti. Siyaset ise bu zeminde üretildi. Bu sınırların içinde davranan CHP açısından sorun tam da buradan kaynaklanıyor. CHP, kendisinin hapsedilmek istendiği ilk çizgiden öteye geçerek kendisine çizilen sınırları aşmıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra CHP, hep uluslararası düzenin Türkiye’ye getirdiği sınırlar içerisinde kaldı. CHP’nin açmazı, bugün de o noktadan devam etmektedir. Bu politik açmaz, gün geçtikçe CHP ile halk arasındaki mesafeyi açarak, CHP’yi halka umut vermekten uzaklaştırmıştır.

Bu yolculuktaki diğer bir dönemeç ise 12 Eylül 1980 faşist darbesidir. 12 Eylül’e sadece askeri darbe olarak bakmamak gerekir. 12 Eylül, uzun erimli bir toplumsal mühendislik projesidir ve ulus üstü şirketlerin küreselleşme ve neo-liberal politikaları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Ekonomik ayağında neoliberalizm, siyasal ve toplumsal ayağında ise halkın sol değerlerden uzaklaştırılarak iyice sağcılaştırılması vardır.

Her iki dönemde de köylerden kentlere doğru büyük göçler oldu. Ancak ikinci dönemdeki göç çok daha güçlü ve yaygındı. Özellikle, kırsal alanda tarımsal üretimde yaşanan yeniden yapılanma, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun küçük üreticileri ve çiftçilerini derinden etkiledi. Bu kesimi, karınlarını doyurabilmek ve daha iyi bir yaşam sürmek amacıyla büyük şehirlere göç etmek durumunda bıraktı. Kırsal alan ve kentler büyük alt üst oluşlar yaşadı. Bu durum toplumda büyük bir kargaşaya yol açtı. Bu kargaşa içinde CHP, küreselleşme kıskacı ile kendi geçmişi arasına sıkıştı. Antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşı veren öncü kadronun hareketi olmaktan uzaklaşarak, onlarla uzlaşan, devleti kutsayan, sadece parti kurmaylarının zihinlerinde var olan bir sosyal demokrasiye sarıldı.

Bu kitap, Orhan Akbulut’u anlatırken onun kişisel tarihi ile iç içe geçmiş CHP’yi de anlatıyor.

CHP, emperyalizme karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin, kurucu partisi… Ulusal bir kurtuluş örgütü olarak doğan CHP’nin yüzyıllık birikim ve deneyim zenginliği var. Bu birikimin tarihsel köklerinde ise artık CHP’nin de neredeyse bir kenara bıraktığı bağımsızlık, aydınlanma ve laiklik başta olmak üzere devrimcilik, devletçilik, halkçılık gibi evrensel değerler bulunmakta. Bugünse CHP'nin elinde sağcı-şoven bir milliyetçilik ve her yanından kemirilmiş bir cumhuriyetçilik kalmış görünüyor.

Bazı liberallerin ileri sürdüklerinin aksine, hem 1920-1930’ların CHP’si hem de 1960-70’lerin CHP’si 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan sosyal demokrat partilere göre daha halkçı ve cumhuriyetçiydiler. CHP’nin özellikle 70’lerde girdiği bu yol kuşkusuz ki yükselen devrimci toplumsal mücadeleden de bağımsız değildi. CHP, yükselen devrimci toplumsal uyanış hareketinin ve onun ilerici, devrimci düşüncelerinin etkisiyle birlikte böyle bir yönelim içine girdi. Ekonomi alanında da planlamacı ve (kamucu) devletçiydiler. Gerçek CHP’lilerin bugün de üzerinde duracakları, asıl geliştirecekleri kavramlar bunlar olmalı, buralardan hareket ederek günceli yakalayan fikirler geliştirmeleri gerekir. Emperyalizmin 21. yy’da gütmeyi tasarladığı siyasa için ortaya attığı kavramlarla düşünmek yerine kendi öz kaynaklarına dayanarak düşünce üretmeleri halk tarafından daha çok kabul görmelerini sağlayacaktır. Ülke ve halk için, liberal düşüncelere göre daha doğru ve geçerli olan da budur. Yeni bir şey yapacağını sanarak kendi özünden- kökünden, bilincinden kopanlar ancak emperyalizmin ve içerideki uzantılarının oyuncağı olurlar.

“Evrensel sol değerlerin ve onlarla çelişmeyen Cumhuriyet değerlerinin” üstüne bir gelecek kurmayı düşünüyorsak, önce, Türkiye üzerinde ekonomik, siyasi, askeri ve ideolojik hegemonya kurmuş olan yeni tip müstevlilere karşı İstiklal-i tam şiarıyla karşı durmamız gerekiyor. İlericilik ve aydınlanma taraftarlarının, demokratların ve devrimci-sosyalistlerin birlikte mücadelelerini sağlayacak en temel kavram emperyalizme karşı verilecek tam bağımsızlık mücadelesidir. Demokrasi, özgürlük ve bunlarla birlikte kesintisiz olarak ulaşılacak eşitlik, Bağımsız Türkiye’nin gerçekleştirilmesiyle birlikte ele alınacak sorunlardır. Tam bağımsızlık sağlanmadan ne demokrasi olur ne özgürlük ne de eşitlik…

Siyasal tarihimizi, ülkemizdeki gelişmelerin pek çoğunu anlayabilmek için bir siyasal parti olarak CHP’nin (sahip çıktığı ve bıraktığı miras kabul edilsin ya da edilmesin) kuruluşundan başlayarak gelişim sürecinden hepimizin ve bugün CHP’yi yönetenlerin de öğreneceği çok şey var.

Çünkü CHP’nin tarihi ülke tarihi aynı zamanda!

Dr. Metehan Akbulut
Antalya Eylül 2021

Kitap istekleriniz için lütfen iletişime geçiniz: Metehan Akbulut, GSM: 0535.7777 337, E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.