Yasalar iş cinayetlerini önlemiyor

https://www.gazeteduvar.com.tr/yasalar-is-cinayetlerini-onlemiyor-liyakatsiz-yoneticileri-konusmak-gerek-haber-1585795 da  özetlenerek yayımlanan röportajın tamamı

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği maden işçilerinin güvenliği için neler söylüyor? Denetimler yapılıyor mu veya yeterli mi?

Sorularınızın iki ayrı başlıkta değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Yasaların ve yönetmeliklerin yeterli olup olmaması başlı başına ayrı bir konu. Kâğıt üzerinde ve tek başına baktığımızda mevzuatın büyük oranda yeterli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ülkemizde her şey kâğıt üstünde ayrıntıları ile tarif edilmiş gibi ama uygulamada neredeyse yok.

Örneğin kazanın olduğu Amasra’nın da bağlı olduğu Türkiye Taş Kömürünün ayrı bir yönergesi, Çalışma Bakanlığı’nın ise Yeraltı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Rehberi bile var. Tüm bu yasa, yönetmelik, yönerge ve rehberlerde yeraltı kömür madenciliğinde tahkimatın nasıl yapılması gerektiğinden, gaz deşarjlarının önlenmesine kadar, kimin ne giyeceği, nasıl donanacağına kadar ayrıntılı tarifler yer alıyor. O kadar detaylandırılmış ki, yangının önlenmesine yönelik hangi lamba türlerinin kullanılacağı, tozla mücadelede sulu çalışma yöntemlerinin ayrıntıları bile var. Ama fiili olarak hayata geçirildiğini söyleyebilmek mümkün değil.  

Aynı şeyi denetimler içinde söyleyebiliriz. Denetimlerden kastettiğiniz anladığım kadarıyla devletin resmî kurumları. Madenlerin denetlemesinde ve kontrolünde birçok kurum yer alıyor. Örneğin bunlardan birisi olan MİGEM (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) daha çok işletme yapısı, işletme projesi, projeye uygun çalışılıp çalışılmadığını denetliyor. İşçi Sağlığı İş Güvenliği açısından denetlemeye yetkili kurum ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurumu Başkanlığı. Ayrıca Ferdi Kaza Sigortası denetimleri, Bağımsız Denetim Kuruluşları denetlemeleri ve işletmenin talebi halinde yurt dışından gelen danışman firma denetimleri olabiliyor. Bir de işletmenin bünyesinde yer alan İşçi Sağlığı ve Güvenliği birimi ve bağlı çalışan birimlerin öz denetimleri vardır.

Ama denetimler kesinlikle yeterli değil. Yapılsa ve önerilerini sunsa bile gereği uygulanmıyor.

 

Türkiye’de maden işçileri için hazırlanan kanunlar işçileri ne düzeyde koruyor? Eksiklikleri var mı? Varsa neler?

Her şeyden önce çalışma yaşamının bir parçası olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği çalışma yaşamının bir bütünü imiş gibi algılanmamalı ve ele alınmamalı. Çalışma yaşamının diğer sorunları ötelenemez, ülkenin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısından ayrı düşünülemez. Dolayısı ile var olan sadece alana ilişkin kanunların işçileri koruyabileceğini de söyleyemeyiz. Sadece bazı eksikliklerin sıralanması kesinlikle yeterli değildir.

Yasa çıkarmakla, uygulanmadığı durumda kimi cezalar verileceğini söylemekle ya da işyerlerine bir iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi  istihdamını sağlamakla işçi sağlığı ve güvenliği sağlanamaz.

Binlerce maddelik mevzuata boğulmuş, her şeyi kâğıt üzerinde mükemmel göstermeye çalışan görevliler, işin başında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kültürüne inanmayan basiretsiz ve liyakatsiz yöneticileri de konuşmamız gerekli. Örneğin Kozlu Maden faciasında yargılanıp ceza alan kişi TTK Genel Müdürü yapıldı.  Karadon faciasının sorumlusu TTK genel müdür yardımcısı yapıldı. Amasra kamuya ait bir maden ve 30 yıldır ciddi kaza olmamıştı. AKP iktidarının 20 yıldır kurumlara yerleştirdiği liyakatsiz, işi bilmeyenlerin yönetici yapılması ise ayrı bir mesele.

Bir başka konu ise kazaların olduğu madenlerin çoğunun özel sektöre ait veya kamuya ait madenlerin rödevans yoluyla özel şirketlerce işletilen yerler olması. Özel sektörün kâr kaygısı nedeniyle İşçi Sağlığı ve Güvenliği hizmetlerini ötelediği az sayıda kişi ile hızlı ve güvensiz üretimler yaptıkları çok net. Soma örneğinde olduğu gibi.

Buradaki olay ile ilgili kısaca birkaç teknik sayılabilecek konuya vurgu yapmam da gerekiyor. Bu tür madenlerde sürekli gaz ölçümü yapılır ve havalandırmaları buna göre yapılmıştır. Metan oranı % 2 üstüne çıkmaz, çıkarsa uyarı verir ve çalışma durdurulur, ortam havalandırılır. Ama burada ani bir degaj olmuş ve oran birdenbire patlama sınırına gelmiş.  Oksijen ile temas sonrası ufak bir kıvılcımla patlamıştır. Daha sonra ortamda ki kömür tozu basıncın etkisiyle havalanmış ve ikincil bir patlama, yangın arkasına CO oluşumu ve hipoksi sonucu ölümler gerçekleşmiş olabilir. Bu önlenebilir miydi? Tabi önlenebilir bir şeydir. Kömür madenlerinde metan gazı illaki vardır. Ama ne zaman nerede olduğunu bilmek için ileri doğru kontrol sondajları yapılır bu sondajlarda metana rastlanılırsa kontrollü olarak boşaltılır sonra galeri sürmeye devam edilir. Burada sondajlar yetersiz olabilir, çünkü sondaj yapmak hem maliyeti artırır hem de işi geciktirir.

 

İSİG Meclisi raporlarına göre son 20 yılda neredeyse 2 bin maden işçisi hayatını kaybetti. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre ise Türkiye ve Avrupa ülkeleri arasında büyük farkla madenci ölümleri yaşanıyor. Avrupa’daki maden işçilerinin ölüm oranlarının düşük olmasının sebebi nedir? Türkiye nerelerde hata yapıyor?

Sadece maden işçilerine özgü bir durum değil.  Türkiye’de hemen her iş alanında ölümler, yaralanmalar ve sakat kalmalar, meslek hastalıkları Avrupa ülkelerine göre çok fazla. AKP’nin iktidarın ilk yıllarında hatırlarsanız Avrupa Birliği’ne girmek gibi ulvi! bir amacı vardı. Bu gerekçeyle birçok alanda olduğu gibi madencilik sektöründe de yasa ve yönetmelikler neredeyse birebir AB kriterlerine uygun olarak çıkartıldı.  Biraz önce de söyledim. Ülkemizin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısından ayrı ele alınamaz. Ülkemizde sadece çalışma yaşamına yönelik çıkarılan yasa ve yönetmeliklerin kâğıt üzerinde yeterli olduğunu söyleyebilsek bile uygulanabilmesi mümkün değil. Çıkarılan mevzuat ne yazık ki bu alanda da işe yaramadı. İş cinayetleri ve meslek hastalıklarının bırakınız önlenmesini daha da artığını gördük.

Mevzuatta yer alan, örneğin, yeraltı uyarı sistemleri, sığınma odaları, yaptığı işe uygun mesleki yerlilik belgesi olmadan çalışması, yeraltında sadece A sınıfı iş güvenliği uzmanlarının çalışması gibi birçok madde sürekli ertelendi. Bütçesi yüksek işte “ocağın iki kaçışı olacak, havalandırması planlandığı gibi olacak vb. maliyetli işler ise eğer ocak kazançlı değilse hiç uygulanmadı.

Bir başka vurgulamak istediğim konu ise, çıkarılan mevzuatın uygulanması ile Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasındaki fark. Her şeyden önce Avrupa’da mevzuat hem yapılarına uygun ve uygulanabilir, hem de maliyet hesapları bizdeki gibi yapılmıyor. Örneğin iş güvenliği için ciddi bütçe ayrılıyor ve en önemlisi çok sıkı da denetleniyor. Hatta işin ucu isterse ilgili bakana kadar ulaşsın denetçinin raporunda yer alıyor. Cezalarda çok ciddidir.

 

Bartın’dan sonra tekrar gündeme gelen İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda madene ilişkin bölümlerin sürekli olarak ertelendiği, madenlerde işçileri koruyacak uygulamaların ve temin edilecek araçların 2024’e kaldığı söyleniyor. Bu ne anlama geliyor? Sürekli olarak neden erteleniyor?

Çok açık ki sermayenin kâr kaygısı nedeniyle çıkarılan İşçi Sağlığı ve Güvenliği hizmetleri erteleniyor.  

Ayrıca çalışan işçi sayılarının da azaltılarak daha fazla işi, daha az işçiyle yapmaya çalışan TTK, bütün yukarıda anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi, işçilerin sağlığını ve güvenliğini merkeze koyan bir politikayı değil, daha fazla üretimi, daha fazla emek sömürüsünü hedefliyor. Bu duruma, yöneticilerin sicillerinin incelenmesinden de anlaşıldığı gibi, işçi sağlığı ve güvenliği konusunda ehliyetsiz ve sorunlu yöneticilerin de eklenmesiyle, Bartın katliamı da kaçınılmaz hale gelmiştir.

Yönetimlerin sadece maden alanında değil, üretimin bütün alanlarında toplumsal yararı önceleyen politikaları tercih etmemeleri bizleri sürekli bu tür acılarla baş başa bırakmaktadır.

Yine son yıllarda hukuk alanında yaşanan kirlenmenin, işçi sağlığı alanına da yansımasıyla yaşanan hukuksal kirlenme ve karmaşa, çoğu zaman suçluların gizlenerek çok az cezalarla veya berat etmeleri şeklinde, adeta ödüllendirilmesiyle sonuçlanıyor. Bu da sermayeyi daha da cesaretlendiriyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soma’da 301 maden işçisinin ölümüyle sonuçlanan maden faciasında “bu işin fıtratında var” demişti. Bartın için ise “kader planına inanmış insanlarız, bunlar her zaman olacaktır” dedi. Maden işçisinin ölümü fıtrat mıdır? Neler söylemek istersiniz?

Ülkemizdeki büyük iş cinayetlerinin ardından olduğu gibi işçilerin yaşamından sorumlu olan başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm yetkililer yine “fıtrat, “alın yazısı”, “kader” ve “kader planı” dediler.  Bunun kabul edilebilmesi mümkün değil. İş cinayetleri fıtrat ya da kader değildir. Bilimsel veriler; iş kazalarının tamamının önlenebilir kazalar olduğunu göstermektedir Kazaların kader olmadığı, engellenebileceği bilinen bir gerçektir. Yaşanan katliamlar ‘fıtrat, kader’ denilerek geçiştirilmekte katliamların gerçek sorumluları cezasız kalmakta, yıllarca süren davalarda yargılanan birkaç kişiye ise adeta ödül gibi cezalar verilmektedir. Yıllardır yaşanan her iş cinayetinin üstünün kapatılması, sorumluların açığa çıkarılmaması hepimize yeni katliamlar, yeni acılar olarak dönüyor.

Çalışma hayatında, çalışma sırasında meydana gelen hiçbir ölüm “kaza” değildir, “kader” değildir. Çalışanı korumayı esas alırsanız, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini titizlikle uygularsanız, piyasa mekanizmasının gereğini değil bilimin gereğini yerine getirirseniz “iş kazası” olmaz olsa da ölüm olmaz. Olsa bile çok ender olur. Bir kez daha vurgulayacak olursak, cinayetleri önlemek için yapılması gerekenler çok net.  Sermayeyi değil çalışanları korumayı esas almak gerekli.

 

Madenci ölümlerinin engellenmesi adına neler önerirsiniz?

Yukarıda anlatmaya çalıştım. Her şeyden önce işçi sağlığı ve güvenliği alanı işçilerin sağlığını ve güvenliğini önceleyen politikalarla tümüyle düzenlenmelidir. İşçilerimiz sermayenin daha fazla kâr hırsına kurban edilmemelidir.

 

  • İzlenme: 136