Skip to main content

AKP’li 20 Yılda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği-Metehan Akbulut

AKP iktidarının 21. yılındayız. Bu dönemde “Büyük Türkiye” gibi birçok söylemle neoliberal işçi karşıtı politikalar hayata geçirilmiştir.

Patronların yüzü gülerken ücretler erimiş, sendikal hareket ve genel anlamda emek hareketi zayıflatılmış, grevler yasaklanmış, kentler rant alanı haline getirilmiş, doğa talan edilmiş ve binlerce işçi işyerlerinden eve geri dönememiştir. İş cinayetleri tabloları bir sınıf savaşımı tablosunun aylık ve yıllık bilançosunu tutmaktadır. İşyerlerinde işçilere karşı bir savaş yaşanmaktadır. Bu dönemde iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş cinayetlerinin azalmasının beklenmeyeceği açıktır. Bu yazı var olan verilerle bu süreci bir kez daha göstermek için ve bu dönemde İSİG mücadelesinin teorik perspektifini ve yaşanan pratiğini anlatmak için yazılmıştır.

Toplum ve Hekim Dergisi’nde yayımlanan yazının/dosyanın tamamına ulaşmak için lütfen bu linki tıklayınız.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) yayın organlarından Toplum ve Hekim Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2023 sayısında adımla yayımlanan bu yazıda birçok arkadaşımızın emeği var.

Başta TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu aktivisti Dr. Arif Müezzinoğlu olmak üzere İSİG Meclisi Koordinatörü Murat Çakır, Ankara İSİG Meclisi Temsilcileri Pınar Abdal ve Kansu Yıldırım olmak üzere ...dosyanın/yazının hazırlanmasında emeği ve katkısı olan bütün arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Metehan Akbulut

 

Yaşamak ve Yaşatmak İçin Örgütlenmeliyiz

Kapitalist emek süreci, üretim-yeniden üretim alanı ile birlikte siyasal ve ideolojik süreçleri de içermektedir. Bu anlamda teknik ve toplumsal ilişkiler ancak o ülkedeki sınıfsal ilişkiler ve ekonomi politik bağlamında anlaşılabilir. Yani pratik olarak ifade edersek, örneğin İSİG sorunlarını tartışırken temelde işçilerin kişisel koruyucu donanımları kullanmasını değil hızlı-yoğun-uzun çalışma süreçlerini ele almamız gerekmektedir. Tam da bu noktada altını çizmemiz gereken husus şudur: Sermaye, üretim süreçlerinde işçi sınıfı ile ücret pazarlığı yapabilir, ücretler ve sosyal haklar üzerinden tartışabilir, ancak üretimin kendisini, üretim tekniklerini, üretimin yapısını ve tüm bunlarla ilişkili olarak çalışma koşullarını pazarlık konusu haline getirmemeye çalışır zira bu alanlar sermaye açısından dokunulmazdır. İSİG de dokunulmaz bir alandır; sermaye bu alanı yasal düzenlemelere boğar, devletin bu alana müdahalesini mümkün olduğunca en aza indirmeye çalışır ve istediği gibi davranmak ister. Bu alanın dokunulmaz olmasının en büyük nedenlerinden birisi de, doğrudan varolan düzenin sorgulanmasını da beraberinde getirecek olmasıdır. Yani işçileri kitlesel olarak katleden üretimde karar alma süreçleri de tamamen sermaye tarafından belirlenmektedir. Bu anlamda İSİG, diğer bir deyişle ‘emeğin korunması mücadelesi’ işçi sınıfı hareketinin temel bir başlığını oluşturmaktadır.

AKP iktidarının 21. yılı içindeyiz. Bu dönemde “Büyük Türkiye”, “Yeni Türkiye”, “Yerli ve Milli Ekonomi” gibi birçok söylemle neoliberal işçi karşıtı politikalar hayata geçirilmiştir. MÜSİAD, TÜSİAD, TİSK vb. patronların yüzü gülerken ücretler erimiş, sendikal hareket ve genel anlamda emek hareketi zayıflatılmış, grevler yasaklanmış, kentler rant alanı haline getirilmiş, doğa talan edilmiş ve binlerce işçi işyerlerinden eve geri dönememiştir. İş cinayetleri tabloları bir sınıf savaşımı tablosunun aylık ve yıllık bilançosunu tutmaktadır. Yani işyerlerinde işçilere karşı bir savaş yaşanmaktadır.

Soru ise şudur: Hangi savaşta bu kadar arkadaşımızı kaybediyoruz? Tuzla Tersaneleri, Davutpaşa/OSTİM, Soma, Torunlar, Ermenek, Covid, Silikozis, Asbest, Bartın ve niceleri... Sonuç ortada! Güvencesizliği bugünün proleter çalışma ve yaşam disiplini haline getiren AKP’nin iktidar yılları boyunca İş Cinayetlerinde 31 bin işçi hayatını kaybetti. Peki, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar, bürokrasi, patronlar ve onların aklı ne diyor? Kaza, kader, fıtrat, güvensiz davranış, eğitimsizlik vs. Bizler ise bu anlayışa “Hayır!” diyoruz: Bu cinayetlerin nedeni neoliberal düzenin ucuz ve güvencesiz istihdam politikaları ve sermaye birikim stratejisidir. İşçi sınıfı bu şartlarda çalıştırılırsa ölüm kaçınılmazdır!

Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması; basın açıklamalarının, grev ve toplu pazarlık hakkı önündeki yasakların sona erdirilmesi; taşeron, kiralık işçilik gibi tüm çalıştırma biçimlerinin yasaklanması; uzun-yoğun-fazla çalıştırmanın sona ermesi; iş cinayetlerinden sorumlu işverenler, bürokratlar ve siyasilerin yargılanması; işten atmaların yasaklanması ve insanca yaşanabilir düzeyde bir ücretin sağlanması; sosyal konut, ucuz gıda ve ulaşımın sağlanması; mesleki eğitimin kamusal niteliğinin sağlanması ve çocuk işçiliğin yasaklanması; kadın, yaşlı ve göçmen emeğinin korunması için...

İşçi sınıfı tam da bu noktada örgütlenmeli, birlik ve dayanışma içinde olmalı ve yine işçi sınıfının evrensel değerleri olan eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve barış için örgütlenmeli. Yaşamak ve yaşatmak için Örgütlenmeli...

 

güncel

  • İzlenme: 1229